VARDI VE BÖCÜ

3.Bölüm

Dinodaşlar, Yeni Arkadaşlar, Arkadaşlar Erytius Ve Klujr

            Uyandıklarında hep birlikte okul kıyafetlerini giyip self servisleri olan aşağıdaki lokantaya gittiler. Mr. Trewlhannesge çoktan uyanmış ve kahvaltısını bitirmiş, çay içiyordu. Onlar da kahvaltıya oturdular. Akrepler bir kap dolusu akrep maması, Vardı ve Böcü ise her zamanki gibi ballı gevrek ve simit yiyorlardı. Yanlarında zencefilli çay içiyorlardı. Tabii ki akrepler de akreplere özel olan kaptan su içiyorlardı. Herkes yemeğini bitirdikten sonra değişen kanyona gitmeye karar verdiler. Mr. Trewlhannesge ile vedalaşıp ayrıldılar. Yürüdüklerinde önlerine bir vadi çıktı. Değişen kanyon bu vadide bir yerlerdeydi. Ama kimse değişen kanyonu görmemişti. Çünkü efsaneye göre bu vadide yanlış deliğe girersen orada sonsuza kadar mahsur kalıyorsun. Ama Vardı ve Böcü buna aldırmadı. Sonra çok değişik bir şey oldu.Uçan tek boynuzlu atları olanExtiype uçarak yanlarına geldi. Ama şöyle bir sorun vardı. Kanadı yaralanmıştı. Kim yaraladı, diye merak ederlerken akıllarına ‘vadi adamları’ geldi. Yürümeye devam ettiler. Ama nedense çok mutsuzlardı. Hala içlerinde kötü bir his vardı. Neredeyse on beş saatten beri takip ediliyorlarmış gibi bir hisleri vardı. Arkalarına baktıkları anda üç ejderha, beş de yavrusunu gördüler. “Şimdi ne yapacağız?” diye sordu Vardı. Böcü tedirgin bir şekilde “Olması gereken şeyi” dedi.

 

      “KAÇMAAAAAAAAAAAKKKKKKKK” diye bağırdı Böcü. “Ne yani şu durumdayken pasta arası mı veriyoruz?” diye sordu Vardı. “Hayır ‘kaçamak’ değil ‘KAÇMAAAAAKK’” diye bağırdı Vardı’ya. “Anladım anladım ‘kaçmak’” diye bağırdı Vardı. Böcü, Vardı ve akrepler kaçmaya başladı. İki kilometre gittikten sonra ejderhalar onlara çok yaklaşmıştı. Böcü “Bu durumun sonunun hayır mı şer mi olacağını biliyorum” dedi. “Peki ya ne?” diye sordu Vardı. “Tabii ki de şer” diye bağırdı Böcü. “Bundan o kadar da emin değilim” dedi biri. Dağın altındaki yamaçlarda olan kayalar konuşuyordu ve sonra hepsi birden ejderhaya doğru yuvarlanmaya başladı. Ama maalesef ejderhalar uçabiliyordu. Ama o anda da bir gök taşı yere doğru gitmeye başladı. Ejderhalar ve diğerleri kaçmaya başladı. Ama şöyle bir şey vardı; Bu göktaşının içi dinamitten ve ipli bombadan oluşuyordu. Ejderhalara evcilleştirme ilacı verip hemencecik kaçmaya başladılar. Ama bir tek Böcü taşa doğru gidiyordu. Böcü taşa geldiğinde taşı kırdı. Tam içindeki dinamitler ve ipli bombalar patlayacakken üstte uçan atları olan Bayan Beyaz Kanat’ı gördü. Onunla birlikte kaçıp uzaklara gittiler.

“Sağ kurtulduğumuz için mutluyum” dedi Böcü. “Ama şimdi kanyona gidemeyeceğiz” dedi Vardı. “Ama bir yer daha var” dedi Böcü. “Aaaa doğru ya” dedi Vardı. “Tabii ki deeee ‘Gizemli Bankaaa’” dedi ikisi de. Uçan atın yönünü değiştirip gizemli bankaya gitmesini söylediler. Önlerinde bir kale vardı. O kale ne diye çok merak ettiler. Uçan atı denizin ortasındaki kaleye götürmesi için ipi çok hızlı, sağa doğru çektiler. İyice yaklaşıp adaya indiklerinde oranın bir tutsak olduğunu gördüler. Ama 9700 yıllık bir tutsaktı bu. İçeri girmeye çalıştılar. Ama giremediler. Sonra Böcü’nün aklına yapabileceği en komik şey geldi. Yanındaki o iki tane kılıcı aldı ve taş kapıya doğru hücum ederek onunla düello yapmaya başladı. Sonra Vardı “Burada kara renkli zırhları olan şövalyeler var” dedi. “O zaman” dedi Böcü, “Ne o zamanı” dedi Vardı. “Ben bir şatoya altı yıl önce sızdığımda (sen uyuyordun Vardı) bu günceyi buldum” deyip günceyi herkese gösterdi. “Ne olmuş o günceye?” diye sordu akrep diliyle Pennypacr. “Bu güncenin içindeki sayılardan yüz, iki yüz, üç yüz, dört yüz, beş yüz, altı yüz, yedi yüz, sekiz yüz, dokuz yüz ve bin sayıları dışında bütün sayılar bu güncede var. Zaten güncenin sayfaları bine kadar” dedi Böcü. “O zaman neden o demin söylediğin sayılar yok?” dedi Vardı. Böcü de cevabını söylemek için beş dakika durdu. Sonra bir kere yutkundu ve sonra da “Çünkü” dedi korkmuş bir sesle “Çünkü bu güncenin ruhlar dünyasından kalmış olduğuna inanılıyor. Kitap ruhunun bunu yazdığı düşünülüyor. Çünkü gerçek yazarı bilinmediği için. Ama bir gün  bir on kafalı tilki ruhu gelip yani dev tilki onun on tane yüzünü yani dokuz tane yüzünü ve bir tane de binini koparıp yediğine inanılıyor. Ona yemesini söyleyen bilinmiyor ve neden yüzlü ve bin sayılarını yediği de bilinmiyor. Aslında bir çok açık düşünce var” dedi Böcü. “Mesela” dedi Vardı. “Mesela bunun yazarının bir yaban domuzu olduğunu ve o sayıları atladığını düşünenler de var.” Bir saatlik bir kahkaha koptu. Sonra Böcü’nün “Kestiiiikkk” diye bağırmasıyla herkes ona baktı. “Devamını anlatıyorum” dedi Böcü. “Bunun içinden yüzlü ve o binli sayfaları koparan kişi oradaki taşı bulup anında her şeyi yapabilmek istiyor. O sayfaları puzzle gibi düşünüp onları birleştirince adeta bu kale yani şato da diyebiliriz, o kalenin gizli geçitlerinin hepsini gösteriyor ve o taşa ulaşmak için de  bu kalenin tam olarak ne olduğunu bilmesi gerekiyor ve şu hep yeri değişen boruya ‘bu kalenin ne olduğunu’ bağırması gerekiyor. O değişen boruyu yakalamak için çok iyi bir plana ihtiyacımız var” dedi Böcü. “Şimdiiiii akrepler!” diye bağırdı. Akrep ailesi üç adım (yani bir insan adımı) öne çıktı. “Akrepler, boru üst kata çıktığında ondan siz sorumlu olacaksınız. Siz yakalayamazsanız borunun, kalenin ortasından arkaya doğru yani köprüye doğru bir geçme yeri bırakacaksınız. Boru oradan geçecek.“Ejderha ailesi yavruları yani dev bir ejderha değilsiniz ama iki bin iki yüz metre büyüklüğünde olduğunuz için de pek de küçük sayılmazsınız. Size o yüzden bu görevi veriyorum. Boru oradan kaçınca siz de tutmak için hamle edeceksiniz. Siz yakalayamazsanız yukarı çıkarken Pennypacr bir santimetre olan borunun geçebileceği yeri kapatacak. Boru sağa doğru kaçınca uçan tek boynuz ve uçan at da o tarafa gidecek. Sonra “Roarrrr, biz de varızzz” diye bir kükreme oldu. Vardı ve Böcü’nün dinodaşları gelmişti. (Yani dinozor arkadaşları) “Dinozorlar, siz de alttaki bütün yerleri koruyorsunuz. Vardı ve Ben de kaynak sekiz bin süpürgeleriyle (yani dünyanın en hızlı uçan çalı süpürgeleriyle) onu yakalamaya çalışacağız. Birimiz yakaladığında Arjantinosaurus! Ve Diplodokus! siz iki yandan sıkıştıracaksınız. Uçan at, tek boynuz sizin işiniz o zaman bitecek. Akrepler yukarıdan ben de aşağıdan sıkıştırdığımızda da artık kim yakalarsa Vardı mı ben mi onu bilemeyiz, yakalayınca da yakalayan kişi alttan tutacak. Yakalayamayan kişinin de tabii ki de bir işi olacak. Boruya bağırmak. Kolay gibi görünüyor ama hiç de kolay değil” dedi Böcü. “İki metre öteden duyulması lazım “dedi Böcü Vardı’ya (ve tabii ki de kendine). Araştırmaya başladılar. Hiç kimse bir şey bulamayınca Böcü “Ben bir şey buldum” diye haykırdı. “ Ne buldun?” dedi Vardı. “Bu kale aslında gördüğümüzden çok daha uzun bir kale” dedi Böcü. “Nasıl oluyor o” dedi Vardı. “Bir yağmurda bu kalenin yanı deniz olmuş ve o abidikgubidik anakaradaki değişik şekilli kayaların kırılmasının nedeni de bu. O taşlar kırılıp bu kalenin etrafında bir ada gibi bir şey oluşturunca biz burayı denizin ortasında bir ada gibi görüyoruz. Bu boğaz bitene kadar o kırık kayalar yerlerinden olmuş, suyun kenarına ıslak kuma inmiş ve orada birbirlerine yapışıp rüzgarla beraber tam şu anda üstünde durduğumuz yerin altındaki beş metre derinliğindeki o kumlara saplanmış ve bu da ada olmuş.” “Peki ya o kapı neydi?” diye sordu Vardı. “O kapı burası bir ada olduktan sonra yapılmış” dedi Böcü. “Eee şimdi bunun anlamı ne?” dedi Vardı “Sadece anlatmak için bu kadar vaktimizi almadın, değil mi?” diye sordu Vardı. “Hayır, hayır bunun sonunda anlaşılır bir nokta var” dedi Böcü. “Neymiş o?” dedi Pennypacr’ın annesi akrep dilinde. “Bunlar demek oluyor ki” Dedi Böcü “Bu boğaz ve şu gördüğünüz etraftaki bölgeler aslında buradaki eski imparatorluğun bir parçasıymış ve burada da şah yada sultan, burada ne deniyorsa, o oturmuş. Bakın şu çatıdaki taht kırıklarına, gördünüz mü?” dedi Böcü. “Ve yere düşmüş taca bakılırsa burası bir imparatorluğun kralının şatosuymuş” dedi Böcü. “Yani eskiden. Şu andaysa harap olmuş bir şekilde. Yani bu da demek oluyor ki onlar aslında bir imparatorluğun tepelerinin üstünde olduğu için hala ayakta. Şu iki katlı evlere bir bakın hepsi iki yüz bin yıllık zamandan daha fazla bir süredir buralarda duruyor.” “Yani bu da demek oluyor kiii… Demek oluyor kiiiiiiiiiii…İn-in-inana-inana-inanamıyorum!” diye bağırdı Vardı. “Yani bu da demek oluyor ki bu denizin altında bir imparatorluk var.” “Gizemi çözdüüüük. Burası bir imparatorluğun başındaki kralın kalesi” diye bağırdı Böcü. “Şimdi o boruyu yakalamamız gerek” diye bağırdı Vardı. Planı uyguladılar ve yakalamayı başardılar. Vardı da aynı sesle bağırınca her şey sonlandı ve bu deniz yok oldu. Böcü “Ama benim hala merak ettiğim bir şey var” dedi şüphelenen bir sesle. “Neymiş o?” dedi Vardı. “Bu güncenin yazanı ve sayfalarını çalanı kim?” dedi Böcü. Vardı da “Kesin bir şeylerin gizli kalmasını isteyen biridir” dedi. “Mesela” dedi Vardı ve ikisi de bir ağızdan “Bir casuuuus!” diye bağırdı. “Günceyi aldığımdan beri bazı sayfaları yok” dedi Böcü. “O gittiğin şato neredeydi?” dedi Vardı korkarak. “E-e-e-eee İrlanda” diye kekeledi Böcü. “Dur bir saniye, İrlanda mı!” dedi Vardı. “Evet” dedi Böcü. “Ve Çinli bir kötü politikacının yada casusun yada hırsızın çaldığı söyleniyor” dedi. Vardı “Şu tarafta biraz konuşabilir miyiz?” dedi. Böcü de “Evet” dedi ve kalenin arka tarafına gittiler. Vardı “Bak kardeşim, yedi yıl önce İrlanda’da olan tek casus CdakSheetlys. Onun hala yakalanmadığı söyleniyor” dedi. “Çünkü ben de o günceyi bilirim. O günceyi çalan kişi de haberlerde yayınlandı. Sen tam kaçıp İrlanda’ya giden dokuz buçuk uçağına binip uçmaya başlayınca”. Haberi diğerlerine anlattıktan sonra hep birlikte tek boynuza bindiler ve sonra da gizemli bankaya doğru yola koyuldular.

             

         Oraya geldiklerinde cin cüceler onları kendi heyecanlı, dört tekerlekli, tutma yersiz el arabalarına bindirdiler. Böcü onları itip kendisi de atladı. Yere paralel gidiyorlardı.”Vıjjjttt” diye havalandılar ve sonra da yuvarlanıp takla atmaya başladılar. Kendi altınlarını, elmaslarını ve diğer madenlerini alınca oradan ayrıldılar ve restorana gittiler. Orada yemek yiyip kalktıktan sonra Mr. Trawlhannesge’nin yanına gittiler. Mr. Trawlhannesge de “Erytius, Klujr bugünkü maceranız nasıl geçti?” diye sordu. (Yani Vardı ve Böcü’nün ilk isimleri bunlar. Erytius Vardı, Klujr da Böcü) “Çok iyi geçti” dedi ikisi bir ağızdan. “Tamam o zaman. Akşam yemeğinizi de yediniz, değil mi?” “Öğle” dedi Vardı. “O zaman akşamı da yiyin şimdi. Dostlarınız da yesin.” Yedikten ve yatakhanelerine çıktıktan sonra hepsi birden uyumaya başladılar. Bir tek Vardı ve Böcü uyumuyordu, şerefini kutluyorlardı. Sonra onlarda uyudular Böcü çok garip bir rüya gördü. Aradan üç dakika geçti. Böcü ansızın uyandı. Kendini bir şeyi unutmuş gibi hissetti çantasını karıştırdı. Bilgisayarını aldı ve açtı. Mail adresine bakmak içinden gelmişti. Yeni bir mail görünce çok şaşırdı. Bu mail annesinden gelmişti. Şöyle yazıyordu;

Merhaba Böcü.

Nepal’de yeni bir panayır var! Paskalyada gel.

Vardı’ya da haberver
 şaka sanmasın.

Sevgiler.

Annen.

Bir tane daha mektup vardı.

Şöyle yazıyordu.

Pardon kasım tatili.

Şafak sökerken Böcü kahvaltısını bitirmiş diğerlerini bekledi.

Uras Bahçekapılı