GÖRÜNMEZ MEŞE

"VARDI VE BÖCÜ"

1. Bölüm

     Vardı ve Böcü iki kardeşmiş. Vardı kız ve büyükmüş. Böcü ise erkek ve küçükmüş. Ama o kadar da küçük değilmiş. Vardı 24, Böcü ise 18 yaşındaymış. Ama ikisinin de huyları farklıymış. Vardı daha çok romantizm sever Böcü ise fantastik, aksiyon, macera ve çılgınlık severmiş.

    Bir gün Vardı okula gitmek için tam yataktan kalkmıştı ki kendini biraz kötü hissetti. Sanki arkasında, evcil köpekleri olan,Squkupwillo’nun salyalı nefesi vardı. Arkasını döndüğünde perde sallanmıştı. Perdeyi açtığı anda diğer perdeden “Ha hahaaaa…” diye sesler gelmeye başlamıştı. İki perdeyi birden açtığında Böcü ona “Bööööö…” diye bağırınca yataktan yere düşmüştü. Vardı’nın,  düştüğünde hala bağıran hali Böcü’yü çok güldürdü. Böcü Vardı’ya  “Nasıl öyle çığlık atıyorsun? Bana da öğretir misin?” dedi. Vardı da “Ben de bilmiyorum” dedi, daha sakin bir ses tonuyla. “Şimdi ben de sana bir şey sorabilir miyim?” dedi Vardı. “Tabiiki de” dedi Böcü. “Peki ya sen bu perde arkası şakalarını nasıl yapıyorsun?” diye sordu Vardı. “Ohoooooo uzun hikaye. O yüzden anlatamam. Şimdi okula yetişmemiz lazım.” dedi Böcü.

     

    Kahvaltılarında her zamanki gibi ballı gevrek ve yumurta yediler. Sonra anne ve babalarına sarılıp okulun yolunu tuttular.TelevumiTrıwtlıs Sokağı’ndan, 15 numaralı evin altındaki kapağı açıp içindeki borular ile okuldaki sıralarına kaydılar.

 

    Okula geldiklerinde, karşılarında her zamanki gibi arkaya çevrilmiş sandalyesi ile önünde yakut kırmızısı parıltılı cilalı çalışma lambası ve masasıyla sabah kahvesini içen Profesör Trewlhannesge’ye “Günaydın” dediler. O da elektronik sandalyesinin çevirme tuşuna bastı ve o da “Günaydın çocuklar” dedi. “İlk dersimiz, Gizli Gözetleme Dersi.” “Peki ya ne yapacağız?” diye sordu Böcü. “Size şimdi bir çalışma kağıdı vereceğim. Siz de buna iyice bakacaksınız. Ta ki kehaneti görene kadar.” “Peki ya nasıl bir kehanet?” diye sordu Vardı. MrTrewlhannesge “Bunu ben söyleyemem, siz fark edeceksiniz” dedi ve bakmaya başladılar. Sonra da Böcü’nün çalışma kağıdına bakıp birden bağırıp “Kehaneti gördüm” demesiyle herkes sustu. “Peki ya neymiş?” dedi Vardı. “Gelecekte …” diye söze başladı Böcü “…bizim korku okuluna bir kedi çetesinden baskın olacakmış” dedi.“Tamam, kehaneti gördük. Peki ya şimdi ne yapıyoruz?” dedi Vardı. Böcü de “Ecel kapıya dayanana kadar koşuyoruuuuuzzzzzz” diye bağırdı! Sonra profesör dışında yani Vardı çığlığı basınca “Şaka şaka” diye ortalığı yatıştırmaya koyuldu. “Gerçekten ne yapıyoruz Profesör AgglusTrewlhannesge?” diye sordu Vardı. “Şimdi, kediler birkaç dakika sonra buraya baskın yapacakları için size yeni görevinizi verdikten sonra, siz kaçtığınızda, giremesinler diye ben de buraya ağ kuracağım.” “Peki ya neden?” dedi Böcü. “Çünkü biz pembe kıllı ve gözlü kedilerden nefret ettiğimiz için.” “Peki ya biz nereye gidiyoruz?” dedi Vardı. “Siz mi” “Siz, ormanda ilk bulduğunuz yere kaçacaksınız.”

   Vardı ve Böcü ormana doğru yürümeye başladılar. Ormana girip birkaç km ötede, önünde iki aslan olan bir tapınak gördüler ve içeri girdiler. Girdiklerinde bir tekne ve kandan bir nehir vardı. Kandan nehrin ne olduğunu hemencecik anladı Böcü. “Peki ya ne?” dedi Vardı Böcü’ye. Böcü “Burada gizli gizli topraklarımıza giren Kızılderililer var” dedi. “Kanıtla” dedi Vardı. “Şu okun zehri hala geçmemiş. Al, kanıtım bu.” dedi Böcü. Vardı ve Böcü sonradan tekneye bindiler. Birkaç saat yüzdüler. Ondan sonra bir şelale gördüler. Üstünde de sarmaşıklar vardı. “Böcü, ne yapıyoruz?” diye sordu Vardı.

     “Aklıma bir fikir geldi. Önden ben gideceğim. Sen şimdi karaya çık.” “Tamam” dedi Vardı ve yanında gördüğü ilk sarmaşığa atlayıp karaya indi. Böcü üstte bir zipline fark etti. “Vardı, beni iyi izle” dedi Böcü. Sonra şelalenin tam dibine geldiğinde ilk sarmaşığa atladı. Sonra sarmaşıktan sarmaşığa atlamaya başladı. Altı sarmaşıktan ikincisine geldiğinde yukarı sallandı. Sonra da o zipline ile kaymaya başladı ve tapınağın çıkış kapısında da atladı. “Vardı, şimdi sen gel” diye bağırdı. “Böcü, benim yeni bir planım var kendim için” dedi Vardı. “Neymiş, o zaman?” dedi Böcü. “Tabii ki de bu” diye iki buçuk kilometrelik sopayı Böcü’ye gösterdi. “Böcü, ben şunu şöyle bırakıyorum.” diye bağırdı. “Eğer düşersem diye o orada” dedi Vardı kararlı bir ses tonuyla. “Tamamdır” dedi Böcü. “Şimdi, ben ne yapıyorum?” diye sordu Böcü. “Sen de şu ikinci sopayı tut” dedi Vardı. Böcü “Tamam” diye karşı yakaya bağırdı. “Ben şu pervaneyle oraya geleceğim ve o sopaya tutunacağım. Pili az. O yüzden bunu aşağıya koydum” diye bağırdı Vardı. “Plan anlaşıldı” diye bağırdı karşıdan Böcü. “Peki ya düşersen?” diye sordu Böcü. “Eğer düşersem sen de beni o sopadan karşı yakaya fırlatacaksın.” “Tamamdır” dedi Böcü. Sonra Vardı uçmaya başladı ve Böcü ona “Yukarıdan manzara iyi mi?” diye bağırdı. “Çok iyi, muazzam” diye bağırdı Vardı. Ondan sonra Vardı yere inince hep birlikte tapınağın kapısına gittiler.

      Vardı, Böcü’ye “Acaba Doktor Agglus’un bize anlatacağı o plan neydi?” diye sordu.” Böcü “Sanırım ben bundan bir şey çıkarttım” dedi. “Bizi her zamanki gibi kendi Ipadinden izliyor ve bizim ne yaptığımızı görebiliyordur.” Vardı “Tamam da ben onu sormuyorum” diye bağırdı. “Ben, bize hangi görevi verdi? diye soruyorum.” dedi Vardı. “Heeee” dedi Böcü. “O zaman, bizim ormana gitmemizi istedi.” dedi Böcü. Sonra tapınağın tahtadan kapılarını açtıklarında önlerinde dünyanın en büyük altın meşesini gördüler. Böcü “Haydi üstüne çıkıp yaşayabileceğimiz bir yer var mı, bakalım” dedi. “Böcü, neden huzursuzsun?” diye sordu Vardı. “Kabalık olmasın, bunu senin kulağına söyleyeyim” dedi Böcü. “Neden?” diye sordu Vardı. “Aslında kulağına söylememe gerek yok. Ama yine de kulağına söyleyeceğim. Vardı, üzgünüm ama benim biraz tuvaletim geldi” dedi Böcü. “Şu çalılara yap” dedi Vardı.“Tamam” dedi Böcü. “Biliyormusun, benim de tuvaletim geldi.” dedi Vardı.  “Bende şu çalılığın arkasına yapacağım.”

 

    Herkes ihtiyacını giderdikten sonra meşeye tırmanmaya çalıştılar. Ama tırmanamadılar. Çünkü o altın, şeffaf ve kaygandı. Sonra uçan patenlerle yukarı çıkmayı akıl ettiler. Yukarı çıktıktan sonra Böcü “Burası dünyanın en büyük ağacının yetmiş sekiz katı büyüklüğünde, bilinmeyen bir ağaç!” diye bağırdı. “Dur bir saniye” dedi Vardı. “Ben bunu anladım!” diye bağırdı Vardı. “Sadece tapınağın içinden geçebilenler buraya girebiliyor.” dedi Vardı.

Uçan patenlere binip yukarı çıktıklarında karşılarında bataklık ışığı renginde, aşırı saydam bir deniz gördüler ve yanında da birkaç çok yüksek dağ ve aralarında da dört fiyord vardı. “Hadi gidelim” dedi Böcü. “Tamam” dedi Vardı. “Ama ilk olarak buradan aşağı inmemiz lazım       “ dedi Böcü. Vardı “Bu işi bana bırak” deyip atladı. Böcü de atlayınca Vardı onu elleriyle tutup sakin bir iniş yaptırdı ve fazla sarmaşıklı ormanın içinden yürümeye başladılar. Aradan üç saat geçince herkesin uyku vakti gelmişti. Çünkü saat gecenin onbiriydi. Vardı bir ağacın altında kitabını okurken Böcü de üstteki bir dalda yıldızların haritasını çıkartmaya çalışıyordu. Çünkü her şey baştan planlı ve elektronikti. Telefonuna yıldız haritasını yükleyince ve o deniz yolunu bulup diğer yolları silince kendi çıkardığı kağıt yıldız haritasıyla ve ondan yardım alarak kurmuştu. Böcü uykudan uyandıktan sonra aşağı indiğinde şafak söküyordu. Kahvaltı masasını hazırlamak için Vardı’dan çok uzakta ama harita ile bazı ağaçları kesip tahtadan bir masa üretmeye başladı. İki saat sonra içlerini onun yapraklarıyla doldurdu. Bir saat sonra o iş de bitince kahvaltı masasını hazırladı ve kitap okumaya koyuldu. Kırk dakika sonra Vardı kalktığında her zaman yaptığı gibi (bu sefer nehirde) elini ve yüzünü yıkadı ve yirmi dakika sonra kahvaltıya oturdular. Kahvaltıda her zamanki gibi ballı gevrek ve yumurta yediler.

 

     Yola çıktıklarında ağaçlarda manolyalar açıyordu. Susaklar dökülüyor, değişik bir melodi oluşturuyorlardı. Vardı da susakları topluyordu(belki çalışma yaparlar diye). Bohçalar birazcık sırtını ağrıtıyor olmasına rağmen, onlar için susaktan daha önemli bir şey yoktu. Tabii ki de ailesi dışında. Böyle böyle bir saat yürüdükten sonra bir bataklığa vardılar. Bataklıkta mavi ateş gibi yanan, çok saydam olmayan ama yine de saydam olan bir grup mavi bataklık ışığı vardı. Işıkların arkasında boş bir kulübe vardı. Oraya girdiler. Gün çok hızlı geçmişti ve uyku zamanları gelmişti. İşlerini halledip, birbirlerine “iyi geceler” deyip, baykuş ve ateşböceği seslerinde uyumaya başladılar. Bu saybede zorlu bir, iki gün daha bitmişti. Diğer güne hazırlanmak için deliksiz bir uyku çektiler.

URAS BAHÇEKAPILI

 

-