Gidebilmek

'Gidebilmek'
Baştan savma sevgi sözcükleri kullanma bana. Biliyorum sevmediğini. Ellerimi tutarken anladım bana ne kadar uzak olduğunu. Ayaklarımla ayaklarının arasından ancak bir kedi geçebilirdi belki, ama kalbimle kalbinin arasına kim bilir kaç ayağa yer verildi. Benim yanımda başın ellerine bile ağır gelmişti, başını masaya koyup bakardın bana. Sıkılıp sıkılmadığını sorardım büyük bir hüzünle o an. Sıkıldığını ve yanımda olmak istemediğini her zaman çok iyi bilirdim fakat umursamazdım pek. İsterse zorla olsun, yine de seninle olmak için didinip dururdum kendi çapımda. Çünkü sen bu dünyadaki en güzel gözlü insandın. Sesin, dinlenilmesi gereken en iyi kafiyeleri oluştururdu normal normal sıraladığın kelimelerle. Sen basit bir soru sorardın bana, bense dönüp dolaştırıp onu bir romana sererdim bazen aşk bazen hüzün bazen korku saklayan içinde. Her şeye rağmen görülmesi gereken en iyi gülümsemeye sahiptin bence. Seni gülümsetebilmek adına buradaydım da, ben de ümidimi kaybettim sen gülmedikçe. Gitme vaktimin geldiğini belirtir gibiydi sahte tebessümlerin. Kapının dışına doğru yol gösterir oldu, bu aralar ayağa kalkan hissizliğin. Gitmek düştü bana, beni reddetti çünkü bütün hücrelerin.

Karar verip toplandım tüm beliğimle. Huzuru bulmaya gidiyordum, huzurumdan kaçarak, kendimce. Mutluluğu, çıplak ayaklarımın topuklarına yerleştirmişim gibi parmak uçlarına basarak çıkmaya çalışıyordum bu bilinmezlik odasından. Sessiz olmalıydım; birbirlerine sarılıp uyuyan korku ve üzüntülerimi uyandırmamak için. Onlar uyanırsa, zor bela ayağa kaldırdığım cesaretim de yok oluverirdi birkaç dakikada. Sessiz olmalıydım; şu odadan def olup gidene kadar tüm yılın çığlıklarını içime içime atmalıydım özgürce bağırıp çağırmak için. Sessiz olmalıydım; kapının ardında, huzurdan yapılmış bir tacı, pembe saçlarının üzerine kondurduğu yalnız mutluluğuma kavuşabilmek için. Sessiz olmalıydım; sonsuza dek gürültü yapabilmek için...

Beni sevmeyen birisinin yanında ancak mutsuz olurdum çünkü. Sessiz bir mutsuzluktan daha beter ne yükleyebilirdim ki omuzlarıma... Gidersem ben kazanırdım. Gidersem, sevmeye devam ederdim seni. Fakat kalırsam eğer,  sendeki bu denli sevgisizlik, alıp nefrete dönüştürürdü bendeki sevgiyi. Seni beni yakardı bu nefretin alevleri. Ben korkarım oysa senden nefret etmekten. İnsan en sevdiğine de kin besleyecekse, kime bahsetmeli hakiki sevgiden?

Kapının ardında beni bekleyen merdivenlere attığım ilk adım, siyah perdeleriyle pişmanlığımı örtecekti belki, ama yok etmeyecekti. Yalnızca pencerelerin biri kapanacak, diğeri açılacaktı o kadar. Geçmişin pişmanlıkları alt raflara inecekti ama bırakıp gitmiş olmak arkamda bir sevda abidesini, işte bu üst üste kat çıkacaktı hali hazırda bekleyen pişmanlığa. Son kez dönüp bakmak istiyorum kapına. Seni görmeyi, bana nereye gittiğimi sormanı istiyorum. Vazgeçerim çünkü o zaman. Vazgeçerim, vazgeçerim geçmesine de, sonsuza kadar da vazgeçilmiyor işte. Benliğimde karşılaştığım büyük hatalarım sana söylenen sevgi sözcüklerini hak etmediğini çarpıyor yüzüme tokat tokat. Olmaz diyor içimde kalan kinim. Dünyaları sersen önüne yine sevmeyecek seni. O bu dünyanın en iyisi,  yaratılanların en güzeli. Diğerlerinin görülmesine engel olacak kadar büyük bir güneş sanki. Fakat sen, bulutların arkasındaki çirkinler dünyasından gelmiş çelimsiz bir yaratıksın. Sevmesi mümkün mü sence seni?

Kabullenip susuyorum gerçeği. Avuç dolusu hayal kırıklığımı da alıp kapatıyorum kapıyı ve ardından gözlerimi. Bunca şeye rağmen son kez diliyorum beni özlemeni. Sevmedin ama elbet özlersin diyorum içimden. Sonra yine es geçiyorum bu dileğimi. Diyorum ki bir kere bile gelmeyeceğim aklına. Sen her saniyenin son salisesine kadar onu hatırlarken, o bir dakika bile getirmeyecek aklına seni. Öyle olsun, bir kelepçe vurup susturayım yüreğimi. Son kez kapına dokunup bir veda hissi yaşatayım ellerime. Ben gideyim ve kazanalım ikimiz de. Başka türlü sağ duramayız bu kentte.

                                                                                                                Rabia Aşar