Murat Moroğlu

Yaratıcı Drama Eğitmeni

YÜKÜMÜZ ÇOK ve AĞIR YÜKÜMÜZ SIRTIMIZDA !!!


    Farkındalığı yüksek insanlar merhaba size, birazdan aşağıda okuyacaklarınızı muhtemelen biliyorsunuzdur. Ancak bir kere de ben yazmak istedim bir kere daha okuyunuz diye. Ben bu bilgileri araştırırken sizler de bu bilgileri okurken yükümüzün çok ve ağır olduğunun bir kere daha farkına varalım istedim birlikte. Bu yük her birimizin sırtındaki ortak yüklerden bir tanesidir. Tek sözcükle özetleyecek olursak sırtımızdaki ortak yükümüz, KİTAP…

   Kitaplara ya da okuma düzeyine yeterince anlam yüklemediğimizde sırtımızdaki bu yük mide bulandırmaya kadar gitmektedir. Ancak tam tersini yaptığımızda yani kitap aldığımızda, okuduğumuzda, anladığımızda bu yük yüzümüzü güldüren, anlamlı ve özel bir hale de gelebiliyor. Sanırım bizim ortak yükümüz midemizi bulandıracak cinsten. Canımızı yakacak, acıtacak cinsten.    Ülkemiz ve her bir bireyimiz açısından sorunlu olan bir yük diyebiliriz. Neden mi?

   Türkiye’de ortalama olarak bir yıl içersinde sadece 6 (altı) saat kitap okumaya zaman ayırıyoruz. Evet, sadece 6 (altı) saat… Sırtımızdaki yük çok ve ağır değil mi? 2014 yılında 620 milyon kitap basılan bir ülkeden bahsediyoruz. Peki, sizce ihtiyaç listesinde kitap kaçıncı sırada? Hemen cevaplayayım, 235. sırada!!! Sırtımızdaki yük çok ve ağır değil mi? Hemen herkes eğitim sistemimizdeki sınavlardan kaygıyla bahseder. Eğitim sistemimizi oluşturan temel bileşenler bakanlık, okul, yöneticiler, öğretmenler, veliler ve öğrenciler sürekli ve yorulmadan bu sınav sisteminin sorunlarından ve sıkıntılı süreçlerinden söz ederler. Ancak ilginçtir bu bileşenler en fazla kitap okuyan grup ise 7-14 arası yaş grubu. 

   Yapılan araştırmalarda neden kitap okumuyorsunuz sorusuna yüzde elli oranında verilen cevap “okuma alışkanlığım yok” olmuş. Bu cevap da ülke adına başka bir düşünülmesi gereken konu… Çünkü bizler neden okumadığımızın farkındayız ancak yaşamlarımıza aktarmakta sorun yaşıyoruz. Yani bir bilgiyi bilmek ya da bir şeye yönelik farkındalığımızın olması o bilgiyi ya da düşündüğümüzü yaşama aktardığımız anlamına gelmiyor. Peki, ne yapmalıyız? Kitap okuyun demek, alın demek sanırım artık işe yaramıyor.

   Tam bu noktada işin içine çocuk edebiyatı giriyor ayrıca girmeli de ama çok erken yaşta girmeli bireylerin yaşantısına yani 3 yaş mı ya da 4 yaş mı ama girmeli bir şekilde. Çocuk, yatağında uyandığı anda renkli oyuncaklarını, annesini ya da babasını gördükten hemen sonra kitaplarını da görmeli. Kitaplarla da diğerleri ile nasıl yaşıyorsa, nasıl vakit geçiriyorsa, yaşamalı ve vakit geçirmelidir.          Bizler, bu yaşantıyı bir süre çocuklarımızda oluşturmuyoruz sonrasında da kendi değer yargılarımıza göre iyi ya da güzel bir kitap alınca hemen okumasını, benimsemesini ve devamını getirmesini istiyoruz. Ancak bu hemen oluşabilecek bir davranış olmuyor, yukarıdaki bilgilerden bunu anlıyoruz zaten. Okusa da okumasa da birçok kitap almak, odalarında ya da evin bir bölümde bir kitaplık oluşturmak, kitap alma ve okuma oranını arttırmak için yapılabilecek ilk adım diyebiliriz 2 yaştan itibaren. Birlikte okumak, belki de kitaptaki kahraman ya da diğer rollere bürünmek, onlar gibi davranmak ya da konuşmak bir sonraki adım olabilir. Ancak her kitap değil tabi ki. Nitelikli çocuk edebiyatı kitapları, çocuklarda kitap sevgisini ve okuma oranını arttırır. Bu bilgiyi bu kadar net yazıyorum çünkü şu anda 4 yaşında olan oğlum, bunu bana gösterdi. 2 yaşından itibaren alınan kitaplar, onda kitap sevgisinin oluşmasını sağladı. Bunu nerden anlıyorum, “birlikte kitap okuyalım mı” sorusunu kendisi yönlendiriyor çünkü ve bunu sürekli yapıyor. Belli vakitlerde de değil üstelik.

   Genelde bizler yatmadan önce çocuklarımıza kitap okuruz ya (onlarda klasik masalların dışında bir şey değildir, genelde) benimki sabah, öğlen akşam okuyalım diyebiliyor. Bunu uzun zamandır kitaplarla yaşamasına ve nitelikli çocuk edebiyatı eserlerine bağlıyorum. 
Hadi şu sırtımızdaki çok ve ağır yükten (kitap almama, okumama) kurtulmaya çalışalım.

     Bunun için de nitelikli çocuk edebiyatı eserlerinden bir tanesiyle sizi tanıştırmak istiyorum. Kitabın adı “Sırtımdaki Ağır Yük”…

     Erdem Çocuk’tan çıkan bu kitap Gulnar Hajo tarafından yazılmış ve resmedilmiş. Kahramanımızın adı Tarık, uçan çocuk Tarık… Bakmayın uçtuğuna aslında sırtında ağır bir yükü var Tarık’ın. Bu yük benmerkezlilik ve paylaşmama olarak Tarık’ın yaşamında oluşmuş. Ne ailesiyle ne de arkadaşlarıyla bir şeyini paylaşmıyor Tarık. Kendisi en güzel düşünceleri üretir, resimlerin en güzelini çizer, oyunlarda hep en iyi o oynar, gollerin en güzelini o atar, oyuncakların en güzellerine o sahiptir ve bu böyle devam eder. Ancak bu davranışlar bir süre sonra Tarık’ın sırtında çok ve ağır bir yüke dönüşür. Sonrasında da bu yük onu yormaya başlar. Bir gün Tarık, arkadaşlarıyla birlikte şarkı söyler ve bundan büyük keyif alır. Bu keyifle birlikte sırtındaki yükün azaldığını ve rahatladığını hisseder. Tarık artık arkadaşlarıyla birlikte bir şey yapmanın ona verdiği huzuru hisseder.  

    Sadece kendisinin değil, arkadaşlarının da yaptıkları “şeylerin” güzel ve anlamlı olduğunu hisseder. Birlikte maç yapmak, resim çizmek, oyuncaklarla oynamak Tarık’ta mutluluk hissini uyandırır. Bunu fark eden Tarık daha sonra her şeyi ya da isteklerini arkadaşlarıyla birlikte yapmak ister, yaptıkça da yükünün hafiflediğini ve rahatladığını fark eder. Tarık, kendisini, düşüncelerini, zamanını ve odasını arkadaşlarıyla paylaştığı zaman daha da mutlu olduğunun artık bilincindedir ve buna göre yaşamaya devam eder.

   Sırtımdaki Ağır Yük, bizlere paylaşın mesajını sezdirmeye çalışır ve bence başarır da. 2016 yılının bu son günlerinde ya da yeni yılın ilk günlerinde toplumsal olarak var olan sırtımızdaki bu kitap okumama-sevmeme yükümüzden bu ve buna benzer kitapları hem kendimize hem de birilerine alarak kurtulmaya başlayabiliriz, kim bilir belki de zamanla başarırız… 
İyi okumalar…                                          

Murat Moroğlu