YAŞAMAK

         Yaşamak… sanırım bu kelimeye pek hakim değiliz!

Doğduğumuzdan itibaren atılırız hayata. Pek çok yönüyle yaşarız bize sunduğu gerekçe ve sonuçlarını. Çünkü altın kural budur, hayatı devam ettirebilmek için. Kimimiz olayları akışına bırakır, kimimiz de planlarına sadık kalır. Herkesin kendine göre yöntemleri vardır. Ama önemli olan tüm bunların dışında hayata özünden bakmayı kavrayabilmektir. Lakin bu biraz zordur. Çünkü diyorum ya: biz bir çamuruz ve kendimizi şekillendirirken suyumuza ya da toprağımıza bakmıyoruz.

Su, ne kadar da güzel bir nimettir. Saf ve doğaldır. Özünü göremezsin, kalbinle bakmadıkça. Toprak, o kadarda yeteneklidir ki yağmur da bereket, tohumda nimet…  İşte, insan kendini bilmeli, değiştirmeye çalışmamalı.                    

 

      Günümüzde bu durum her ne kadar hoş olmasa da insanlar kendilerini değiştirmeye çalışıyorlar. Asla içinde olmayan, benliklerine aykırı olan biri olmaya çalışıyorlar. Herkes kendini ve içindekileri yaşamakta kararsız. Eğer kendileri olursalar başkalarının kendilerini sevmeyeceğini, dışlayacağını ve beğenmeyeceklerinden korkuyorlar. Ruhlarını ve benliklerini bir kara kutuya kilitleyip, terk ediyorlar. Kendilerinin bile tanımadığı bir kişiye bürünüp ortalıkta ruh gibi dolanıyorlar. Bu sayede toplumda bencil, kendini yüksekte gören, duyguları yozlaşan insanlar meydana geliyor. Bunların hiçbiri olmasa bile insan kendini unutuyor, kara kutunun anahtarını kaybediyor. Daha kötüsünü de düşünmeyelim artık!                                                             

    Ben dağınık saçı seviyorum, eşofmanla geziyorum, ağaca çıkıp kuşlarla sohbet ediyorum, yağmur yağdığın da herkes koşarken ben ıslanmak istiyorum, çamurda oynuyorum, gece yıldızlarla şarkı dinliyorum…  Ve tüm bunlar beni böylesine hayatın içine alıp mutlu ediyorsa ben neden dışarıdan seyredeyim?

Benim yanlışlarım başkalarının doğruları, başkalarının yanlışları da benim doğrularım olabilir.  Önemli olan hayatın özünü yakalayıp, tüm benliğimizle hakim olabilmemizdir.

      “Bakın o zaman ışıklar sizin için yanmıyor mu?”

Kevser KARACA