İremnaz Ercan

Merhaba, benim adım İremnaz. 13 yaşındayım. Yazmayı, okumayı, şarkı söylemeyi, koşmayı, yüzmeyi ve dans etmeyi çok seviyorum. İki buçuk sene önce Almanya’ya taşındım, Mannheim’da yaşıyorum ve bu yüzden alman klasikleri, hikayeleri ve efsaneleri hakkında çok bilgim var, bugün de size anlatacağım hikaye eski bir alman hikayesi. Bu hikayeyi Ilse Aichinger yazmış, adı da “Pencere Tiyatrosu”. Bu hikayede başka olan şey,karakterlerin belirsiz ve tanınmamış olmasıdır. Ne kadının, ne de adamın adı var bu hikayede. Siz bir ad bulabilirsiniz tabii ki! 
“Kadın camda sarkmış, etrafına bakınıyordu. Rüzgar nehir üzerinden kadının camına gelirken niyeyse hiç yeni bir şey getirmiyordu. Kadının donuk ama aynı zamanda meraklı bir bakışı vardı ve çok yalnızdı. Üstteki sondan bir önceki katta yaşıyordu yani yukarıdaydı ve caddeler onun için fazla aşağıdaydı. O, o kadar yukarıda ve hayat o kadar aşağıdaydı ki ses bile duymuyordu. Camdan bakarken karşısındaki binada oturan yaşlı adamın hava gündüz ve güneşli olmasına rağmen ışık açtığını gördü. Bu kadının tuhafına gitti ve izlemeye devam etti. Yaşlı adam pencereyi açtı ve el salladı. Kadın, ona el sallanıp sallanmadığından bir an emin olamadı. Oturduğu apartmanın en üst katı boştu, altında da şimdi çoktan terk edilmiş olan bir şirket vardı. Kadın yaşlı adama bakmaya devam ederken adam tekrardan el salladı, alnını yokladı ve odasına şapka aramaya gitti. 
“Ceketini ve şapkasını almış olarak geri döndü yaşlı adam. Şapkasını giyip güldü. Çantasından beyaz bir örtü çıkarıp el sallamaya devam etti. El sallaması daha da hızlandı. El sallamayı bıraktıktan sonra düşecekmiş gibi camdan sarktı. Kadın korkup odasında bir adım geriye gitti. Adam örtüsünü bıraktı ve boynundaki şalını çıkarıp camdan aşağıya attı. Renkli şalının arkasından bakıp güldü. Kadın bir adım daha geriye gitti. Yaşlı adam şapkasını da dışarıya fırlattı ve örtüsünü sanki bir türbanmış gibi başına sardı. Yaşlı adam kollarını bağladı ve göz kırptı. Aniden amuda kalkmaya başladı, şimdi kadın sadece bacaklarını görüyordu bu muzır yaşlı adamın. Adam ayağa kalktığında kadın çoktan polise haber vermişti.
“Yaşlı adam kendini örtülere sarıp muzırlık yapmaya devam ederken görünürde çoktan polis arabaları vardı. Yaşlı adam şimdi eline bakarak kahkaha atıyor ve bu kahkahayı hala aşağıda olan polis arabalarına atıyormuş gibi yapıyordu. Bu sırada kadın çoktan polislerin yanına, aşağıya inmişti. Polis arabasının yanına insanlar toplanmıştı. Kadın polisleri yaşlı adamın dairesine götürdü ve polislerin nasıl kapıyı kırarak açtıklarını seyretti. Kapı açılırken…”
Evet arkadaşlar, hikaye tabii ki burada bitmiyor. Ben devamını yazmadan önce sizin de burada okumaya bir ara verip düşünmenizi istedim. Ne oluyor dersiniz? Muzır yaşlı adam sizce tutuklanıyor mu? Yoksa bütün bu absürd olayların bir nedeni mi var? Düşündüyseniz okuyalım ve görelim…
“Kapı açılırken  yaşlı adam hala sırtı dönük pencerenin önündeydi. Şimdi de başını yastığına koyup, uyuyormuş gibi yapıyordu. Yerden aldığı halısını da omuzlarına koymuştu. Ağır duyma sorunu olduğu için de tüm bu kapı kırılma sesini duymamıştı, dolayısıyla tepki de vermemişti. Tam o sırada kadın buradan görünmeyen, loşta kalan penceresini gördü. 
“Şirket, kadının bildiği üzere, kapalıydı. Ama kadının olduğu katın üstüne birileri taşınmış olmalıydı. Çünkü en üst kattaki pencere aydınlıktı ve odasında da yaşlı adama bakan bir küçük çocuk duruyordu. O da yaşlı adamın yaptığı muzırlıkları yapıp şarkılar söylüyordu. En sonunda yaşlı adam gibi eline bakarak bir kahkaha atıp bunu kadının suratına fırlattı.”
Sanırım bu sonu kimse beklememişti. Ben de bu hikayeyi ilk okuduğumda bu sonu beklemiyordum doğrusu. Ama hayatı sürprizli kılan şeyler tesadüfler değil midir?