Gökçe Eda Çeti

Hayallerin Sonu

          Bir insana sadece bir parıltı yetebilir, korkularını yenip karanlıktan kaçabilmesi için küçük ufak bir parıltı , bir ışık… İşte buda o hikayelerden, bir vapur kadar sarsıtıcı olabilir belki dünya, veya sizi uzay boşluğunda da hissettirebilir. Ama önemli olan sizin hayatı

 hissetmenizdir.

      Her zaman ki günler gibi hissetmişti Nazlı. Yine okula gidip gelecekti, eve gelip yine boş hayaller kuracaktı. Ama öyle olmadı. Çünkü o gün ilk defa kendine inanmıştı. Ben yapabilirim demişti. Hayallerinin içi boş olduğunu düşünmeyecekti, kararlıydı, hayallerinin gerçekleşmesi için her şeyi yapmaya hazırdı. Ama ne onu ne destekleyen vardı ne de hayallerinin boş olmadığını inandıracak birisi. Nazlı kendi kendine düşündü “bunlar benim hayallerim, evet doğru önüme engellerde çıkacak hatta belki her seferinde tökezleyeceğim. Ama, ama denemiş olacağım. Hayallerime inanmış olacağım, hayallerimin arkasında duracağım.” dedi ve hayallerine bir adım yaklaştığını hissetti o an. Artık hiçbir konuda pes etmeyecekti, etmedi de.

      Yine bir akşam yemeğinde ailesiyle yerken, ailesi ona hayallerini gerçekleştirmek için gereken şeyleri alamayacaklarını ve çok üzgün olduklarını söyledi. Nazlının o an aklına Audrey Hepburn ‘un sözü geldi : “ İmkansız deme, o kelimede bile imkan var.” Nazlı hayallerinin gerçekleşmesi için insanlardan yardım istemeye utandı. Belki hata yapıyordu belki de en doğrusu buydu, bilemiyordu ama yardım istememekte kararlıydı. Sadece biraz çabalaması lazımdı.

       Tam her şey güzel giderken tam yaklaştım olacak derken kendini boşlukta buldu.

Kendini boşlukta bulup, hayallerini gerçekleştirememesinin tek sebebi ise arkadaşlık

seçimleriydi. Hayalinin gerçekleşmesi için girmesi gereken mülakata bir hafta kalmıştı. Kendi kendine toparlanmaya çalışırken Hellen Keller’ın sözünü kendisine hatırlatmak istedi: “Dünyada ki en iyi ve en güzel şeyler görünmez hatta dokunulmazdır ; onları kalpten hissetmek gerekir.” Nazlı da aynısını yapacaktı. Belki kendini boşlukta bulmuş olabilirdi ama ışığını bulmuştu bir defa, o ışığı kaybetmek istemiyordu.

       En sonunda mülakat günü gelmişti. Nazlı mülakatta bütün yaptıklarının hepsini hissederek yapmıştı. Müziği ruhunda hissetmişti. Mülakattan çıktığında kendini hiç böyle hissetmemişti. Bu, bu çok tuhaf bir duyguydu. Bir süre sonra mülakat sonuçları açıklandı. Kazanmıştı işte, başarmıştı. Ama içinde tuhaf bir duygu vardı. Kendini o kadar hayallerini gerçekleştirmeye vermişti ki, çevresini kaybetmişti. Ne bir tane arkadaşı kalmıştı yanında sevincini söyleyecek, ne birisi kalmıştı yanında yalnızlığını paylaşacak…