Kuraköy

Bir zamanlar bir yokmuş evvel zaman içinde KURAKÖY diye bir köy varmış. Bu köyde canlı kurabiyeler yaşarmış. Ama bu kurabiyelerin biz insanlardan farkı yokmuş. Örneğin onlar kurabiyeden, kremadan, çikolatadan... evler yaparlarmış. Herhalde yani, tahtadan, kütükten, tuğladan... evler yok yani. Kuraspagetti, kurahindi... yiyorlar bizim gibi. Yani spagetti, hindi... yemicez çok saçma olurdu. Fakat sadece bir tane farkımız var; biz suyla banyo yaparken, onlar sütle banyo yapıyorlarmış.

 

Bu köyde Kıtır adında bir kurabiye yaşarmış. Bu kurabiye Kıtır büyüdükçe büyüdü, büyüdükçe büyüdü... sonra Kıtır kocaman bir kurabiye oldu. Kıtır odunculuk işine gidip ormanda yer kaplayan ağaçları kesmiş ve satmış. Ormanın derinliklerine giden Kıtır bir peri görmüş. Bu perinin canı sıkkınmış. Kıtır periye “Neden canın sıkkın?” diye sormuş.

 

Peri: “Siz buranın hayal ürünüsünüz, istersen köyünü gerçeğe dönüştürebilirim. O kütüklerini daha çok satıp daha çok para kazanırsın. Ama bunu yapmak için senden bir iyilik isteyeceğim.” dedi. Kıtır ne vereceğini sormuş.

Peri: “Sizin köyde şu pastadan yapılmış saat kulesi var ya, onun üstünde bir yıldız var, onu bana getir.” Demesinin ardından Kıtır yıldızı alıp periye vermiş.

 

Ve peri bizim gibi bir köy yaptı.

 

Tuğladan, tahtadan... evler vardı; spagetti, hindi... diye yemekler vardı.

 

Peki ya Kıtır daha çok para kazanabildi mi?...

Coşkun Yusuf Yaz Türkeli