MİNİK KİKO GEZİYOR

     Minik Kiko’nun canı çok sıkılıyordu. Yapacak yeni bir şeyler bulmalıydı ama ne?
    Pencereden dışarı baktı. Hava kapkara bulutlarla kaplıydı. Bu havada dışarı çıkıp oynayamam ki diye iç geçirdi. 
    Üst kattan gelen ayak seslerini duyunca eyvah dedi saklanmam gerek sonuçta o bir fareydi. Evin iki ayaklı sahipleri bu durumu pek de hoş karşılamıyorlardı.
    Nasıl diyebilirdi ki;
  - Hey ben doğduğumdan beri bu evde yaşıyorum ama siz beni görünce korkuyorsunuz diye hep saklanmak zorunda kalıyorum.
    Kiko, anlayışlı düşünceli bir fareydi.
   Annesi bir gün yiyecek bulmak için bahçeye çıkmış arka bahçedeki evin huysuz kedisi Zoro ile karşılaşınca kaçmaya başlamış ve Kiko’ya göre öyle çok kaçmış ve uzaklaşmış ki bir daha evin yolunu bulup geri dönememiş. Kiko da o günden beri bu evde, evin iki ayaklı sakinleri ile birlikte yaşıyor. Halinden de çok mutlu, yapması gereken tek şey var kimseye görünmemek. Çünkü o bir fare.
    Ayak sesleri yaklaşınca Kiko kanepenin altındaki yerini almış. En sevdiği zamanlar ailenin birlikte yemek yediği zamanlarmış.      Onlar sohbet ederken onları dinleyip dışarıdaki dünya hakkında bilgi sahibi oluyormuş.
    Ah işte herkes sofradaki yerini almış, Kiko da kanepenin altında tabi.
               
   Evin küçük kızı Ela heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Kiko, kulaklarını kocaman açtı dinlemeye başladı.
   -Baba sen Nasrettin Hoca’yı biliyor musun?
Babası gazetesinin arkasından evet der gibi oldu ama pek ilgilenmedi. Annesi:
   -Eeee ne olmuş Nasrettin Hoca’ya ?
Hiç ipe un sermiş, deyip gülmeye başladı Ela. Babası gazetenin arkasından “Hadi Ela yumurtanı bitir.” dedi. Servisi gelmek üzereydi Ela’nın ve canı hiç yumurta yemek istemiyordu.
   “Ben yumurtamı yemeyeceğim. İpte un var.” diyerek masadan kahkahalar atarak fırladı gitti.
    Kiko, olduğu yerde merak içinde düşünüp duruyordu. 
  “Kim bu Nasrettin Hoca?Un denilen şeyi biliyorum ince, beyaz toz gibi bir şey.”
    Geçen gün acele ile mutfak dolabından atlarken kuyruğuna takılan kavanoz yere düşmüş kırılmış içinden dökülen o beyaz şey için Nalan Hanım “Kim kırdı bu un kavanozunu?” diye bağırıyorken duymuş Kiko. “İpi de biliyorum demiş incecik bir şey un onun üstünde nasıl dursun ki?Hem ipe un serilse bile bunun neresi komik?”
    Kiko’nun kafası çok karışmıştı. Kiko’nun karnı acıkmıştı.   Ne zaman kafası karışsa karnı acıkırdı.” Fiko” dedi sessizce.
     Kiko’nun en yakın arkadaşı Fiko’ydu. Fiko yan evin bodrumunda yaşardı. Kiko’dan farklıydı. O bodrumdan hiç çıkmazdı. Ama her şey hakkında bilgisi vardı. Fiko’ nun bütün zevki bodruma atılan gazete, dergi, kitaplar arasında gezinmekti. Onların yanında dura dura okumayı da öğrenmişti. Fiko’ya gitmeliyim, dedi. O bana Nasrettin Hoca’yı da ipi de unu da anlatır. Ela’nın servise bineceği sırada kimseye görünme- den usulca çıkıp Fiko’ya gitti.
    Fiko bodrumun en aydınlık köşesinde oturmuş heyecanla gazete okuyordu. Kiko, hoop diye pencereden içeri atladı. Telaşla, karnım aç Fiko. Karnım aç ve kafam karıştı, dedi. Fiko, şaşkın-lıkla bakarken o hızlı hızlı sormaya başladı.
   -Fiko Nasrettn Hoca kim?
   -İp ince değil mi?
   - Un toz gibi olan beyaz şey değil mi?
   -Yahu un ipin üstünde durur mu?
   -Of  Fiko çok kafam karıştı  yardım et bana.
    Kiko’nun tüm telaşına rağmen Fiko çok sakindi. Hiç bir şey söylemeden yerinden kalktı. Bodrumun öbür ucuna gitti elinde tozlu bir kitapla geri döndü. 
   Al bakalım aç oku da Nasrettin Hoca kimmiş öğren, dedi. Ben sana yiyecek bir şeyler getireyim, diyerek uzaklaştı.
     

    Kiko kitaba öylece baktı. Ama ben okumayı bilmiyorum ki, dedi içinden çok utanmıştı.
    Fiko elinde biraz peynir ile geri döndü. Kiko utanmıştı ama belli etmek istemiyordu.
   Peyniri hızlı hızlı yerken ben şimdi bunu okuyamam sen anlat dedi Fiko’ya.
   -Bak Kikocuğum, okuyamadığını biliyorum. Ama öğrenmen lazım. Şimdi ben sana ne anlatır- sam ona inanacaksın.     
Okumayı bilseydin kendin okur, öğrenirdin. Bana veya başkasına ihtiyacın olmazdı. Kiko utandı, Fiko haklıydı. Ama o kitaptaki şekiller çok ka-
rışıktı. Çok zor, dedi sessizce. Çok zor. Fiko, arkadaşının daha fazla üzülmesini istemedi. Kitabı karıştırdı. “İpe un sermek” diyerek başladı okumaya.
    Nasreddin Hoca’nın komşusuna ip lazım olmuş. Hocaya gitmiş kapıyı çalmış. Hoca kapıyı açmış. Komşu:
    -Hocam bana ip lazım oldu sendekini bana ödünç verir misin?
   Hoca:
  -Verirdim komşu ama bizim hatun ipe un serdi.
    Komşu:
  -Aman hocam ipe un serilir mi? 
    Hoca kızmış:
  -Ah be komşum vermek istemezsen öyle bir serilir ki.
  Kiko,Fiko’yu hayranlıkla dinlemiş.Sen ne çok şey biliyorsun üstelik bu bodrumdan hiç çıkmıyorsun, demiş.
   Fiko gülerek,  “Ah be Kiko çok gezen mi bilir çok okuyan mı? Ben belki hiç dışarı çıkmıyorum ama burada bir sürü okunacak kitap, dergi, gazete var. Okuyorum, öğreniyorum.”
   Kiko teşekkür ederek oradan ayrıldı. Artık kafası daha da karışmıştı. Kiko acaba doğru mu söylüyordu? Gerçekten o kitapta ne yazıyordu. O sakallı adam gerçekten de  Nasrettin Hoca mıydı? Giysileri evdeki insanlara hiç benzemiyordu?
Kiko arkadaşı Fiko’ya güveniyordu.Akşama kadar Nasrettin Hoca fıkraları okumuşlardı.
Kiko her şey için çok teşekkür edip kanepesine gitti. Her kes sofradaydı baba daha mutluydu.
    -Eveet herkese güzel bir haberim var.
   -Söyle baba çatlatma beni .
   -Tamam Konya ‘ya gidiyoruz iznimi aldım. Cuma akşamı yola çıkarız sonra ver elini Kon-ya. Oradan da amcanlara Eskişehir’e uğrarız.Ela sevinçten havalara sıçradı.
    Kiko içinden ben de gitmeliyim, dedi. Fiko’ya da söylemeliyim o da gelsin, onun  bodrumdan çıktığı yok, diye düşündü. Herkes uyuyunca usulca Fiko’ya gidip haber verdi. Ne!Ben de mi hayır,hayır ben gelmem, diye itiraz etti Fiko.
Kiko çok kızdı.
   -Beni yalnız mı bırakacaksın?Hem sen değil -miydin çok gezen de bilir diyen.Nolur Fiko lütfen diye yalvardı.En sonunda Fiko evet dedi,
   3 gün sonra….
   Evde herkes çok hızlı hareket ediyordu.çantalar, bavullar arabaya taşındı. 
    Fiko, Kiko’ya ben korkuyorum dedi. Fakat Kiko onu hiç dinlemeden arkasından itti bavulların arasına arabanın bagajına bindiler.
         
   Kiko,merak içinde arabada her tarafa bakınıp duruyordu. Fiko ise korkudan uyuyup kalmıştı oracıkta.Kiko da uyumuştu bir süre sonra  ara- ba durdu.Kiko gözlerini açıp Fiko’ya baktı. Fiko çoktan uyanmış tur rehberini karıştırıyordu. 
   -Günaydın Kiko,ben alıştım beni bu yolculuğa çıkardığın için sana çok şey borçluyum.
   -Ben sana söylemiştim.
    Arabanın bagajı açıldı.İkisi de bagajın en arka kısmına saklandılar. Az kalsın yakalanı- yorduk diye düşündüler.En son çanta alınırken ikisi de çantanın içine atladılar.Burası kocaman bir evdi,ne çok odası var diye düşündü Kiko.
Fiko anladı ve burası otel, dedi.Kiko biraz bozulmuştu.Nereden biliyorsun? dedi. Kapıda yazıyor,okudum, dedi Fiko.Artık ben de okumayı öğrenmeliyim diye düşündü Kiko eve dönünce ilk işi okuma öğrenmek olacaktı.
    Ela’nın babası Konyalı olduğundan Konya rehberliği yapacaktı onlara. Otelden, evden farklı bir binanın önünde durdular. Resimde Nasrettin Hoca’ya benzer bir amca vardı. “Bu amca kim?” diye Fiko’ya sordum. Mevlana, dedi.İçeri girip türbeyi gezdik.
           
     Pervane gibi dönen etekli amcaları izledik.
-Bu amcalar niye böyle dönüyor acaba?dedi Kiko. 
-Babacığım ne zaman yemek yiyeceğiz dedi Ela . Kiko ve Fiko da acıkmışlardı.
     -Size sürprizim var dedi babası.
    Mevlana’nın türbesinden çıkıp yemek yemeye gittiler. Fiko ile Kiko önlerine gelen şeyi göremediler çünkü çantanın içinden çıkamadılar. Ama dükkana girince usulca çantadan çıkıp doğru mutfağa gittiler. Pişen şey etli hamurlu bir şeydi. Tavadan bir tane alıp paylaştılar. 
    Sonra doğru Ela’nın çantasına, oradan da Nasrettin Hoca’nın türbesine.
    Bu ikimiz içinde sürpriz oldu. Türbenin üç yanı açık fakat kapısı kapalıydı. Bu işe çok güldük. Eee böyle komik adam olunca türbesi de komik olur.
   Babası bizi Çatalhöyük’e götürdü.Konya ‘nın ne komik insanları vardı .Çatalhöyük’teki insan-lar vahşi hayvanlardan korunmak için damlara kapı yapıyolarmış .
     
Kiko bu gezide ne çok şey öğrendim diye düşünmüş. Gezerek öğrenmek çok eğlenceliymiş.
Eee koca Konya’yı bir günde gezemiyeceğimize göre. Buradan  ver elini Eskişehir. Haydi yolcu yolunda gerek, demiş babası.
     Kiko ve Fiko çok sevindi.Bavullardan önce bagajdaki yelerini aldılar. Devamını merak mı ediyorsunuz?
      -Eee bizden bu kadar bir sonraki durak Eskişehir orada görüşürüüzz.

                                  
                                                                 Arda ERDAL